29 Temmuz 2015 Çarşamba

Basit yaşayacaksın Basit

Kalabalığa, dağınıklığa gelemediğimi her zaman ki gibi tekrardan hissettirdi bu İstanbul. Sakin sessiz bir şehirde yaşamalıyım ben öylesine dingin öylesine emekli şehri öylesine insanları mütevazi olan..

Kısaca demek istiyorum ki :

Basit yaşayacaksın. Basit
Mesela susayınca su içecek kadar basit...
Dört çıkacak, ikiyi ikiyle çarptığında.
Tek düğmesi olacak elindeki cihazin;
tek bir düğme, tek bir cümle gibi...


Sevince lafı dolandırmadan soylediğin
'seni seviyorum' gibi.


Basit bir öpücük yetecek sana...
Basit, sıcak bir öpücük;
ve o opücükle dolacak tüm günlerin,
tüm düşlerin.
O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,
öpücük için yiyeceksin hayatının dayağını.


Kabak çekirdeği verecek sana
rakamların veremediği mutluluğu.
El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak
en değerli kağıdın -hep yanında taşıdığın, atmaya kıyamadığın.


İki harekette giyiniverecek,
iki harekette soyunuvereceksin.
Kısacık olacak uyanman,
ve yola çıkman arasında geçen süre;
Kısacık olacak sıcacık kollara dolanman ve
yolculuklara çıkman arasında geçen süre.
Kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını;
bakışların bile anlatabilecek kendini.


Beklentilerin de basit olacak:
Kaf Dağı'nın önünde bekleyecek mutluluklar.
Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;
ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana en ucuz
aşk romanını.


Pankreasının sağlığına dua edeceksin
kapatırken gözlerini.
Zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken.
Bir kaşarlı tost olacak aradığın
nasıl oturacağını
bilemediğin sofrada,
parmakların en kıymetli çatalın.
Yine, aynı parmaklar çözecek en karmaşık
denklemleri.
İskender'in kılıcı duracak avukat rehberinin yanında.
Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana
kontrplak bir gitarda doğru basılmış bir 'fa diyez'in
mutluluğunu.


Makyajı ilk 'a' sına kadar bilmen yetecek.
Temizlik kokacak en pahalı parfümün.
'Bilmiyorum' diyebileceksin bilmediğinde ve
Çok normal olacak 'onu da' bilemeyişin.


Tek dereden su getirmen yetecek,
bir 'istemiyorum' diyebilmeye,
Ne durduğu farketmeyecek abanın altında.
Saatin, sadece saati gosterecek,
Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın,
Küçük bir not defteri olacak 'bilgini' en hızlı 'sayan'.


Basit yaşayacaksın, basit.
Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi
basit...

Nazım Hikmet Ran

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Come On Windows 10 Seni Bekliyoruz.

Windows 8'de çok tutulmayan başlat menüsü, 10'da tekrar bizlerle. Sırf o başlat yüzünden çoğu kişiye önermediğim bir işletim sistemiydi. 29 Temmuz'da piyasaya sürülecek Windows 10'u artık bekliyoruz sanırım bu oldu :)

Çok da iddialılar Tüm windows işletim sistemlerini alt edeceğini söylüyorlar, 29 temmuz günü göreceğiz :)

Başlat butonuna bastığımız an tüm önemli bilgileri orada göreceğimizi ve gayet kişisel bir bilgisayar olduğunu görüyoruz.

Sadece bilgisayar odaklı değil telefon, tablet her türlü cihazda da çok iddialılar.

Sanırım ilgilendiğimiz bir diğer özellik de Xbox uygulaması bu işletim sistemiyle geliyor.

İyi İş Çıkarmışsınız.


NOT: Bir önceki yazımdaki yorumda biraz seviyesizce yazılmış bir yorum vardı silmek zorunda kaldım. Ben hiçbir zaman yaşadığım hayatı şikayet etmem. Şükürcüyüz. Yazımda hiç bir şekilde memnuniyetsizlik görmedim. Bir daha okumasını rica ediyorum.

14 Temmuz 2015 Salı

Bu bir Şanlıurfa işidir.

Urfalı mısın? 
-22 Eylül akşamı çıktık yola, her daim yanımda olan babamla Urfa Cesur otobüsü Aşti'de bizi bekliyordu. Ve Aşti'nin her tarafında yeni atanmış öğretmen adayları doğu arabalarının kalktığı yerdelerdi. İçimizde bir burukluk tabi ki vardı. Hiç böyle hayal etmemiştik. Karadeniz'e atanıp o güzel yaylalarında bal yeyip, çay içecektir. Ama olsun du. Ş.Urfa'da yalnız değildik. Kadim dostlarımızda oraya atanmıştı. Yola çıkmaya 15 dakika kala benim küçük Cansum belirdi. Tuçe abla diye uğurlamaya gelmişti. En güzel en anlamlı hediyeleriyle ne de mutlu etmişti beni.. Otobüsün kalkmasına 5 dakika kala önümüzdeki yeni atanan öğretmen otobüsün önüne geçip fotoğraf çektirdi. Urfa'ya çok cesur bir öğretmen geliyor diye.. Tuçe ise beklentilerini her daim düşük tutarak bismillah diyerek bindik otobüse...

-Güzel bir yolculuk geçirdik babişkomla tabiki de.. Osmaniye'de içtiğimiz çorba'nın acılığı hala boğazımızdaydı. Urfa'ya yaklaştığımız belli olmalıydı ki acılarıyla meşhur ilimiz kendini belli ediyordu. Ve o sıcak şehre indik. Otogarın camında "hoşgeldin öğretmenim" yazısı vardı. "Hoşbulduk Gençler"

-Direk ilçe otobüslerin kalktığı yere doğru ilerledik. Bozova'yı bulduk. (O zamanlar Yaylağın ayrı bir otobüsle gidileceğini bilmiyorduk tabi) Nedense her yer burda çok yakın olduğu için Bozovayı'da öyle sandık. Ama gittikçe gidiyorduk, yollar uzuyordu. Ve Milli Eğitim diye gecekondunun önünde indik. "Böyle Milli Eğitim mi olur yaaa??" gibi bir tepki gösterdim. Her yer Polatlı mı canım? Velhasıl Kelam uzun bir kuyruğa girdik. Herkes bişey söylüyor. Aaa bunun eksik mi gibi şeyler söylüyorlar. Tuçe, babişkosuyla bi sağlık ocağına bi emniyete gidiyordu. Sonunda bitmişti. Yine Yaylağa atanan bir hocamız İbrahim hocamız götüreyim dedi. Ki Tuçe o zamana kadar Yaylağı Bozova'nın bir köşesinde okul sanıyordu. Yine gittikçe gidiyor uzuyordu yollar..

-Bavullarıyla okula gelen tek hoca ben olmalıydım. Kapıda güzel bir kız karşıladı. Müdürün odasını sorduğumuzda ben sizi götüreyim hocam demişti. Ve sonunda o güzel insanlarla tanıştık. Ön yargılı gittiğimiz o okulda hiçte öyle olmadığını gördük aslında gerçekten de doğunun insanı "yardımsever" liğini gösterdi. Ve Baraj yolculuğu başladı. Barajda kalma fikri her daim beni sıkıntıya sokmuştu. Tek iyi yönü kalacak bir yerimiz vardı çok şükür.. Ve baraj yolculuğu da 1 ay gibi kısa sürdü..